Araştırma / Piyasa Yorumu

Aylık Bakış

12 Nisan 2018, 09.00

Savaş Davulları Çalarken…

Bir süredir çalkantılı seyrin sürdüğü küresel piyasalarda Nisan ayı savaş korkuları ile başladı. ABD-Çin arasındaki atışmanın ABD Başkanı Trump tarafından ticari yaptırımlara dönüşmesi, Çin’in karşılıkları derken piyasalar durumun nereye gideceğini kavramaya çalışıyorlar. İyi yanından bakarsak, Çin işi fazla uzatmama eğiliminde; kapılar ardında görüşmelerin sürdüğü biliniyor. Bu nedenle piyasalarda topyekun riskten kaçınma yerine risk azaltma eğiliminin daha belirgin olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda bir anlaşma işaretinin görülmesi ile birlikte piyasalarda yeniden alım dalgasının gelmesi şaşırtıcı olmayacak.

Aynanın diğer yüzüne baktığımızda ise durumun daha da tatsızlaşması riski var: Karşılıklı tavizler verilmez, ek vergilere devam edilirse tüm piyasalarda tedirginlik daha da artacak, güvenli liman talebi güçlenecek. Buna ek olarak Suriye’de işlerin daha da karışması, zaten çatışmaların sürdüğü bölgede tansiyonu daha da artıracak. Burada büyük devletler arasındaki bir «kaza kurşununun» korkunç sonuçları olabilir. Şimdiye dek piyasa hem ticaret savaşı, hem de Suriye konusunda riskleri sınırlı görme eğiliminde oldu. Nisan ayının devamında küresel piyasaların yönünü belirleyecek ana konular da bunlar olacak.

Uzun süredir olası aksiyonlarının etkilerini tartıştığımız Fed’in bu ay toplantısı yok, zaten piyasa da hasar potansiyeli yüksek böyle konular varken faiz politikasına pek bakacak halde değil. Üstelik ay sonundaki ECB toplantısı, Fed’e göre daha şaşırtıcı dahi olabilir. Şu ana dek ECB’nin çıkış stratejisinin zamanlamasını tahmin etmeye çalışan piyasa, ay sonuna dek ABD-Çin gerginliği azalmaz, bilakis daha da artarsa, o zaman ECB’den bir erteleme mesajı duyabilir. Bunun piyasaya yansıması ise risk algılaması nedeniyle bu kez pek olumlu olmayacaktır.

Yurtiçinde de ekonomiden ziyade haber akışını takip ediyoruz. Hükümetin açıkladığı teşvik paketi daha önce büyük ölçüde medyada yer aldığı için piyasada önemli bir yansımasını görmedik, hatta tersine beklentilerin önceden satın alındığı piyasada haberle birlikte satış dahi gördük. Bundan sonraki dönemde yurtiçi gündem daha da yoğun olacak. Afrin’in ardından Münbiç’e de operasyon düzenleneceği sinyali verilmesi, ancak bunun diğer ülkelerle koordinasyonu konusundaki soru işaretleri Türkiye’ye atfedilen jeopolitik risklerin yüksek seyretmesine yol açacak. Benzer şekilde, bir süredir sıkıntılı giden Türkiye-AB ilişkilerinin geleceği açısından 17 Nisan’da açıklanacak AB İlerleme Raporu’nu izleyeceğiz. 24 Nisan’da ise ABD ile ilişkilerimizin bir yansıması olan sözde «Ermeni Soykırımı» açıklamalarını izleyeceğiz.

Küresel piyasalarda yeniden iyimserlik görülmesi durumunda yukarıdaki risk unsurlarının piyasalarımıza yansıması görece sınırlı olabilir, ancak unutmamamız gerekiyor ki Türkiye bir süredir diğer gelişen ülke piyasalarından ciddi şekilde ayrışıyor. Bu anlamda 25 Nisan’daki TCMB toplantısına çok umut bağlanmış durumda. Ancak TCMB’nin faizlerde değişikliğe gitmesini beklemediğimizden, TL’nin seyrinin küresel risk iştahı ve yurtiçi haber akışı ile belirleneceğini, ara düzeltmeler olsa da genel olarak zayıf seyrin süreceğini düşünüyoruz. Benzer şekilde tahvil piyasasında da yakın vadede faizlerde bir trend değişikliği beklemiyoruz. Hisse piyasasında ise BIST100 endeksinde kabaca 109-114 bin aralığındaki dalgalanmanın devamını bekliyoruz. Bu dönemde endeksten ziyade şirket/sektör bazlı hareketler çok daha belirgin olacaktır.

 

Hisse Senedi Piyasası

Global arenada haber akışı, verilerin önünde… Küresel ticaret dengesine ilişkin ABD Başkanı Trump’ın ithalata yönelik açıkladığı önlemlerle borsalarda artan volatilite geçtiğimiz bir aylık dönemde hisse piyasalarında belirleyici oldu. Her ne kadar son dönemde ABD ve Çin arasında tansiyonu düşüren açıklamalar ile küresel tarafta hisse piyasalarında tepki alımları görülse de, kalıcı bir toparlanma henüz sağlanabilmiş değil. Piyasa performansları bazında ise yılın başından bu yana gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş ülke piyasalarına göre %2.1 oranında primli işlem görüyor.

Küresel anlamda başta ABD olmak üzere hisse piyasaları volatilitesinin yüksek seyretmesinde küresel ticaret savaşlarına ilişkin kaygıların yanı sıra Suriye konusunda artan jeopolitik risklerde bir başka faktör konumunda. Dolayısıyla ilk çeyrek şirket finansallarının açıklanmaya başlanacağı bu dönemde hisse yatırımcıları bir yandan da küresel ticaret dengelerine yönelik gelişmeleri ve jeopolitik risk konu başlığı altındaki haberleri takip edecekler.

ABD’de son açıklanan makro veriler henüz global anlamda hisse piyasasını destekleyen koşulların güçlü şekilde değişmediğine işaret ediyor. Bu paralelde hisse piyasalarını temel anlamda destekleyen faktörlerde henüz önemli bir değişim olmaması nedeniyle mevcut eğilimi düzeltme olarak değerlendirmeyi sürdürüyoruz. Bununla birlikte haber akışının veri akışının önüne geçtiği mevcut ortamda dalgalı görünümün sona ermediğini düşünmekteyiz. Hisse piyasalarında bu anlamda öncelikli riski haber akışına paralel küresel büyüme oranlarının aşağı yönlü revize edilmesi olarak izlemekteyiz.

BİST, zayıf TL ve yükselen faiz oranlarının baskısı altındaYılın ilk çeyreği tamamlanırken, Türk hisse piyasasında olumsuz ayrışma devam ediyor. Borsa İstanbul’un açıkladığı verilere göre yabancı yatırımcılar Mart ayında net 374 milyon$’lık satış gerçekleştirdi. Aylık bazda gerçekleşen satış sonrasında, yabancı yatırımcıların 2018 yılında net satış tutarı 777 milyon$’a ulaştı. Rölatif performans tarafında ise MSCI Türkiye’nin, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar endeksine görece zayıf performansı 2018 yılında %14’e ulaştı.

Yaşanan son volatilite ile birlikte gelişmekte olan piyasalara göre değerleme bazında ıskontoda da yükseliş olmasına karşın teknik faktörler tepki yükselişleri açısından etkili olabilir. MSCI Türkiye/MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar rasyosundaki aşırılaşmanın kısa vadede rölatif anlamda Türk hisseleri açısından teknik anlamda destekleyici olabileceğini düşünüyoruz.

BİST-100 teknik görünümünde bu eğilimi kısa vadede 109,000 bölgesi destek olmak üzere 112,500-113,500 aralığına yönelik bir tepki yükselişi olarak izleyebiliriz. Bununla birlikte olası yükselişlerde belirttiğimiz direnç bölgenin aşılamaması halinde kademeli olarak 109,000 ve 106,0000 bölgelerine geri çekilme riski yeniden yükselebilir.

 

Döviz Piyasası

TL benzer para birimlerinden olumsuz yönde ayrıştı

9 Mart’ta bu yana USD karşısında %9’a yakın değer kaybeden TL, benzer para birimlerinden belirgin şekilde olumsuz ayrıştı. Korumacı dış ticaret uygulamalarına dair kaygılar ve ABD hisse senedi piyasalarındaki oynaklık gelişmekte olan ülke para birimleri genelini baskı altında bıraksa da, son hareketin büyük ölçüde TL’ye özgü olduğunu söylemek mümkün. TL’deki değer kaybının arkasındaki sebepler yeni değil: Yüksek seyreden enflasyon, yeniden genişleme eğilimi gösteren cari işlemler açığı ve para politikasının etkinliğini yitirdiği düşüncesine ek olarak jeopolitik risklerin etkisiyle görülen TL satışları, USD/TL kurunda 4.00 seviyesinin aşılması ile ivmelendi. Beş işlem gününde 4.00 seviyesinden 4.1940’a kadar yükselen USD/TL kurunun 4.15’ten 4.19’lu seviyelere hareketi bir saat içinde gerçekleşti. Özetle, tanıdık kaygıların etkisiyle başlayan TL satışları, likiditenin azaldığı ve tüm katılımcıların aynı yönde hareket etmesiyle normal’ piyasa dinamiklerinin geçerliliğini yitirdiği koşullarda kendi kendini besleyen bir hal aldı.

Fiyatlarda oluşan aşırılık daha fazla değer kaybını önler mi ?

Reel efektif döviz kuru Mart’ta 2000’li yılların başından bu yana gördüğü en düşük seviyeye gerilerken, REK’teki düşüşün Nisan’da devam etmesi ile TL’nin reel açıdan ‘çok ucuz ‘ seviyelerde olduğuna şüphe yok. Ancak reel değer çapasının döviz piyasalarındaki günlük hareketleri sınırlamayacağını son günlerde net şekilde gördük. Gerek temel, gerek teknik göstergelerin etkinliği piyasalarda panik havasının etkili olduğu dönemlerde azalsa da, kısa vadeli ortalamalarından (21-55 günlük) neredeyse üç standart sapma uzaklaşarak 4.19’lu seviyelere ulaşan USD/TL kurunda tüm teknik göstergelerin ‘aşırı’ seviyelere işaret ettiğine şüphe yok. Aşırılaşma aşikar olsa da, en önemli risk, ‘devre kesici’ işlevi görecek herhangi bir gelişmenin yokluğunda bu durumun hangi seviyede yerini normalleşme/ortalamaya dönüşe bırakacağını kestirmenin çok zor olması.

Başbakan Yıldırım’ın TCMB’nin gerektiğinde tedbir alabileceği yönündeki açıklamasının gereken ‘devre kesici’ etkisini yarattığı düşüncesindeyiz. Kurda bu açıklama sonrasında iki günde kaya değer düşüş yaşanırken, TL’de halihazırda yüklü kısa pozisyonda olan yabancı yatırımcıların mevcut seviyelerde yeni satış ilgisinin sınırlanması beklenebilir. Henüz kalıcı bir dönüş görüleceğini söylemek için erken olabilir, ancak kurdaki hızlı yükselişin duraklaması son günlerde paniğe kapılan yerli yatırımcıların da durumu daha sakin şekilde değerlendirmesine ve TL’nin kayıplarını azaltmasına imkan sağlayabilir. TL’de kalıcı bir rahatlama görülmesi (i) küresel risk algısının daha da artmamasına, (ii) 25 Nisan Para Politikası Kurulu toplantısından çıkacak karara bağlı olacak.

TL’nin kaderi PPK toplantısına bağlı

Yakın zaman kadar piyasadaki genel beklenti TCMB’nin 25 Nisan PPK toplantısında herhangi bir politika adımı atmayacağı yönündeydi. Ancak TL’deki değer kaybı değerlendirilince, faiz oranlarında değişiklik beklentisinin giderek güçlendiğini görmek şaşırtıcı olmaz.Şu aşamada bizim de resmi görüşümüz faizlerin sabit bırakılacağı yönünde olsa da, (i) GLP oranında yapılacak bir artışın, (ii) daha kapsamlı bir politika düzenlemesinin gündeme gelmesi olasılığını göz artı etmiyoruz. Mevcut politika çerçevesinin muhafaza edilmesi ve sadece geç likidite penceresi faiz oranında artırım yapılması durumunda TL’yi desteklemek için gerekecek faiz artırımının daha kapsamlı bir düzenlemeye gidilmesine kıyasla daha yüksek olduğunu düşünüyoruz. Başka bir ifade ile, fonlama maliyetini artıracak bir faiz artırımı TL’yi destekleyebilir, ancak GLP oranına dayalı politika çerçevesinin daha ortodoks yönde, kapsamlı şekilde değiştirilmesi durumunda TL’yi desteklemek için gerekecek sıkılaştırmanın niceliği çok daha mütevazı olacaktır. Zira piyasalarda, özellikle yabancı yatırımcılar arasında yaygın olan genel düşünce, para politikasındaki zafiyetin reel faizlerin bulunduğu seviyedense enflasyon hedeflemesi bağlamında öngörülebilir ve inandırıcı bir mesaj vermeyen politika çerçevesinden kaynaklandığı yönünde.

Olası üç senaryonun TL üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmek gerekirse:

  • Faiz oranlarının sabit bırakılması TL’yi tamamen küresel risk algısındaki dalgalanmaların insafına bırakacaktır. TL PPK toplantısı öncesinde istikrar kazandığı takdirde para biriminin olumsuz tepkisi ilk etapta sınırlı kalabilir. Ancak bu yönde bir karar TL’yi son bir aylık dönemde görülene benzer ‘yol kazaları’ riski ile karşı karşıya bırakacak ve ileriki dönemde daha radikal adımları gündeme getirecektir.
  • GLP oranının artırılması durumunda (i) TCMB’nin para politikasını kullanmaya hazır olduğu sinyali, (ii) reel faiz oranının daha anlamlı ölçüde pozitif hale gelmesi TL’yi destekleyecektir. Ancak bu yöndeki bir adım para biriminin değerlenmesinden ziyade kan kaybının durmasına yol açabilir.
  • O/N faiz oranlarının artırılması ve faiz koridorunun yeniden hayata geçirilmesi durumunda fonlama maliyetinin sınırlı ölçüde yükselmesi bile güçlü bir politika sinyali teşkil edecektir. Bu senaryoda yatırımcıların TL’nin bulunduğu ucuz seviyelere odaklandığını ve TL’nin birkaç aylık bir dönemde güçlü performans sergilediğini görebiliriz.

EUR/USD’nin son dönemde yüksek seyrini korumasının ‘güçlü Euro’dansa ‘zayıf USD’nin bir yansıması olduğunu söylemek mümkün. ‘Ticaret savaşları’ endişesi ile oluşan negatif algının normalleşmesi, özellikle USD cinsi para piyasası faiz oranlarında (Libor) son aylarda kaydedilen yükselişin USD’yi desteklemesine imkan sağlayabilir. EUR/USD yukarı hareket etmekte zorlanmaya başlamışken, yaklaşık bir yıldır net uzun pozisyonda olan spekülatörlerin artık pozisyon hafifletmeye başlayabileceği düşüncesindeyiz. EUR/USD’deki yükseliş hareketi son haftalarda ivme kaybederken, ikilinin 2017 yılının Nisan ayından bu yana izlediği yükseliş trendini test ettiğini gördük. 1.2170-1.22 bölgesinin kırılması durumunda ilk etapta 1.1950’lerdeki 200 günlük ortalama hedeflenebilir.

TL Cinsi Tahvil Piyasası

Döviz kurlarında oynaklığın yüksek seyretmesi ve artan jeopolitik risk algısı tahvil piyasasında baskı yaratmaya devam ediyor. Tahvil faizlerinin son bir aylık dönemde verim eğrisi genelinde yükselerek son yıllarda kaydettiği zirve seviyelere ulaştığını gördük. USD/TL kuru hareketinin etkisiyle iki yıllık gösterge tahvilin bileşik faizi %14.70 seviyesine ulaşırken, on yıllık tahvil faizinin %13.55 seviyesine kadar yükseldiğini gördük.

Yakın zamana kadar piyasadaki genel beklenti, TCMB’nin 25 Nisan’da yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında faiz oranlarını sabit bırakacağı yönündeydi. Ancak döviz piyasalarında artan oynaklık ve Başbakan Yıldırım’ın açıklamasının etkisiyle faiz artışı, ya da politika çerçevesinde bir düzenleme yapılacağına dair beklenti oluşmaya başladığını görebiliriz. Bu yönde bir gelişmenin tahvil faizleri için negatif olmayacağı görüşündeyiz. Fonlama maliyeti tahvil faizleri için bir çapa teşkil etse de, bu oranda sınırlı bir artışın güven kanalı ve döviz kurları üzerindeki etkisi tahvil piyasasına olumlu yansıyabilir.

Tahvil piyasasında son dönemde görülen zirve (faiz) seviyelerde alım ilgisinin artmış olması pozitif. Temkinli, ancak yapıcı bir çizgi benimsemekten yanayız. Piyasada TL’nin seyri, jeopolitik gelişmeler ve geçen hafta basına yansıyan faiz oranlarını/enflasyonu düşürme amaçlı önemler paketine dair haber akışı takip edilecek. Faizlerde anlamlı bir düşüş görülmesi için öncelikle TL’nin kayıplarını azaltması ve istikrar kazanması gerekecek. Sınırlı bir düşüş olasılığını güçlü bulsak da, yüksek seyretmeye devam etmesini beklediğimiz tüketici enflasyonu tahvillerde daha kalıcı bir rallinin önündeki en büyük engel.

Eurobondlar

ABD’nin on yıllık tahvil faizi %2.8 seviyesine yakın seyrediyor. Korumacı dış ticaret uygulamalarına dair söylemler başta olmak üzere, risk algısını artıracak/azaltacak gelişmeler son günlerde tahvillerde dalgalanmaya yol açıyor. Verim eğrisinde ise kayda değer bir yataylaşma eğilimi söz konusu. Uzun vadeli tahvil faizlerinde yılın ilk haftalarında görülen yükseliş eğilimi duraklarken, on ve iki yıllık tahvil faizi arasındaki fark 50 bps’ye yakın seyrediyor.

Yurt içi piyasalarda yaşanan dalgalanmalar, Türkiye’nin döviz cinsi dış borcuna atfedilen risk priminin de yükselmesine yol açmış durumda. Türkiye’nin 5 yıllık CDS primi 208 bps seviyesinde bulunuyor. Küresel koşulların Eurobond’lar için görece destekleyici olduğu ve faizlerin cazip seviyelere ulaştığı görüşündeyiz. Ancak Eurobondlardaki satış baskının sona ermesi için önce yurt içi piyasaların istikrara kavuşması gerekebilir. Bu yöndeki ilk sinyalleri almış olabileceğimiz görüşündeyiz. Toparlanmanın devam etmesi durumunda 10-15 yıllık vadeler ve risk iştahı yüksek yatırımcılar için ‘yüksek durasyonlu’ 2045 vadeli tahviller cazip hale gelebilir.

 

KISACA

İlgili Ürünler

----
-
-
-

Haber Etiketleri