Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

20 Nisan 2018, 08.00

 

Piyasalarda iyimser olmak para kazandırır, kötümser olmak ise yatırımınızı korur. Önemli olan bu iki ruh hali arasındaki geçişin zamanlamasıdır. Bu zamanlamaya karar vermek için medyaya bakıyorsanız, işiniz zor. Bizde bu konuda yapılmış bir çalışmaya rastlamadım, ama mesela 2014 tarihli bu çalışmaya göre ABD’de gazetecilerin piyasadaki kayıpları vurguladıkları, büyük yükselişleri, primleri ise küçümsedikleri ya da görmezden geldikleri ortaya çıkmış. Financial Times’ın deneyimli yazarı John Authers da bunu itiraf ederken kendini savunur: “Yatırımcıları, onlara sürekli bir şeyler satmaya çabalayan finans sektörüne karşı koruyacak ilk savunma hattı gazetecilerdir. Biz onları bir şeyler almaları için teşvik edip zarara sokmaktan korkuyoruz, bu yüzden her daim temkinliyiz, bu yüzden bizi okuyanlar kazançlardan yeterince faydalanamıyorlar”. Gayet mantıklı bir açıklama ama gerçek değişmiyor: Yatırımcıların herkesi okuyup, kendi fikirlerine, kendi risk tercihlerine uygun yatırım yapmaları gerekir. Sürü psikolojisi, ne yapacağınızı bilmediğiniz durumlarda vicdanınızı rahatlatır, ama size para kazandırmayabilir.

Çarşamba günü ülkemizin erken seçime gideceğinin açıklanmasının ardından piyasalarımızda iyimser bir hava izliyoruz. Siz de bu iyimserliğe kapılıp pozisyon aldıysanız bir sonraki adımı, yani bundan sonra ne olacağını da düşünmeniz gerekir. Önceki günkü Pusula’da piyasalarda genellikle “erken seçim” lafının duyulması ile birlikte “önce sat, sonra sor” kuralının işlediğini, halbuki asıl önemli olanın seçim sonrasına dair beklentiler olduğundan bahsetmiştim. Piyasalarımızın tepkisine bakınca bu kez beklentilerin önden satın alındığını çok açık bir şekilde görüyoruz. Yalnız bir fark var: Piyasa gerçekten seçim sonrasına dair olumlu beklentileri mi satın alıyor, yoksa seçim normal zamanında yapılsaydı görmemiz olası politikaların yaratacağı olumsuzluk fiyatlamasını mı geri veriyor anlamamız lazım. Anlayalım ki bundan sonrasına yönelik yol haritamızı oluşturalım…

Erken seçimin piyasada olumlu algılanmasının ilk nedeni klasik: Ne kadar çabuk, o kadar iyi… Bunu şöyle açıklayabiliriz: “Seçim Kasım 2019’da olsaydı, önümüzdeki 1,5 yıl boyunca giderek artan dozda bir siyasi haber akışına maruz kalacaktık. Seçim yaklaştıkça şirketler yatırımlarını yavaşlatacak, yatırımcılar piyasalarda pozisyon almakta zorlanacaklardı. Bunun 2 ay içinde olup bitmesi, hele bu kadar jeopolitik sorunumuz varken, iyidir”. Bu algılamaya söylenecek çok fazla bir şey yok, zaten erken seçime gidiliyor olmasının gerekçeleri de bu doğrultuda.

Piyasanın olumlu bulduğu ikinci nokta, Kasım 2019’a dek uygulanması olası mali genişleme (teşvik paketleri, KGF ve benzeri uygulamaların yaygınlaştırılması gibi) olasılığının azalması. Aslına bakarsanız 12 aylık bütçe açığı/GSYH oranımız halen %1,6 civarında, bunun biraz daha yükselmesi için yer var ve bu piyasaları çok da rahatsız etmez. Ama büyüme zaten iyi giderken, bütçe açığını artırmak anlamlı olmayacak ve zaten 24 Haziran sonrasında daha

Üçüncü konu ise, piyasanın erken seçim ile haftaya yapılacak TCMB toplantısını ilişkilendirmesi. Genel algı “seçime daha düşük bir kur ile girilmesinin arzu edildiği, bu yüzden de TCMB’nin haftaya faiz artıracağı” yönünde. Son dönemde siyasi kanattan gelen ve faiz artışını destekler nitelikteki açıklamalar ile birlikte okunduğunda bu beklenti şu anda oldukça güçlü. Fakat şöyle de bir algı var ki ciddi sorunlu: “TL’nin seviyesi seçmen tercihleri üzerinde belirleyicidir”. Buna katılmak mümkün değil. Yandaki grafikte 2002-2017 arası yapılan tüm seçimlerdeki USDTRY performansını görüyorsunuz. Buna bakarak böyle bir sonuca varamayız. Seçmenin tercihini kur seviyesi ile etkilemek bu kadar kolay olsaydı, şu anki siyasi tablo çok daha farklı olmalıydı.

Üstelik TCMB’nin mutlaka faiz artırdığı bir senaryo da söz konusu olmayabilir. Piyasa beklentisi TCMB’nin geç likidite penceresi faizini 50-100 baz puan artırması yönünde, ama TCMB pekala pratikte faiz artırmadan bu etkiyi de yaratabilir. Şu anda TCMB’nin gecelik borç verme faizi %9,25, haftalık repo faizi %8,00 seviyesinde. TCMB Kasım 2017’den bu yana bu oranları kullanmıyor, bunun yerine tüm fonlamayı %12,75 ile geç likidite penceresinden (GLP) sağlıyor. TCMB bu toplantısında gecelik faizi ya da haftalık repo faizini %12,75’e çekip tüm fonlamayı bu orandan yapacağını ilan etse, geç likidite penceresini de mesela 100-200 baz puan yukarı çekse, piyasa bunu olumlu algılayacaktır. Zira bu para politikasında sadeleşme anlamına gelecek ve bileceğiz ki TL yine değer yitirirse, artmış olan GLP faizinden TCMB faizi günlük bir kararla yükseltme imkanına sahip olacak. Böylece hem faiz (arızi durumlar haricinde) değişmemiş olacak, hem de TCMB’nin manevra alanı bugüne göre daha geniş olacak.

Bu durumda TL’de gördüğümüz tepkiyi (4,19-4,01 hareketi) yukarıdaki sebeplerden büyük ölçüde 3.süne bağlamamız gerek. Halihazırda TL’nin faizi zaten yüksek, bu yüzden TL satıp döviz taşımanın maliyeti de yüksek. Bu maliyetin daha da artması, spekülatif talebi daha da azaltacak bir adım olacak. Tabi şunu da belirtmek lazım: Geldiğimiz noktada olur da TCMB faiz artırmamaya karar verir ise TL’de gördüğümüz iyimserlik bir ölçüde geri verilecek, ama bu dünyanın sonu değil.

Yerli yatırımcıların tavrı bu dönemde yabancıdan daha önemli. $/TL 4,20’ye giderken yerli yatırımcıları alım tarafında görmüş ve bunu “panik alım” olarak nitelendirmiştik. Dün yayınlanan TCMB verileri de bunu teyit ediyor. Kur 4,0 seviyesine giderken sürekli satış yönünde olan yerliler bu kez 4,0 üzerinde $1,4 mlr civarında alım yaptılar. Henüz resmi verileri görmedik, ancak yerli yatırımcıları erken seçim açıklamasının ardından kurun gerilediği seviyelerde yeniden alış tarafında görüyoruz. Buradan çıkan sonuç yatırımcıların kısa vadeli fırsatlar dışında hala TL yatırımı konusunda ikna olmadıkları.

Benzer şekilde tahvil piyasasında da bariz bir iyimserlik söz konusu, ancak unutmayalım ki TL’deki değer kaybı ve enerji maliyetlerindeki artışın enflasyona bir yansıması olacak. Bu yüzden de tahvil faizlerinde düşüş potansiyelini sınırlı görüyoruz. Haber akışının yarattığı heyecan kasırgası nedeniyle gözden kaçan bir gelişme de faizlerin düşürülmesi için atılacak adımların açıklanmasının belirsiz bir tarihe ötelendiği. Bu durumda gerek tahvil, gerekse de mevduat/kredi faizlerinde bir süre daha önemli bir düşüş beklememek gerekir. Borsada ise, kar açıklamaları ile birlikte bir süre yatay, sıkışık bir seyir bekliyoruz.

Son olarak George Bernard Shaw’ın sözünü paylaşayım: “Topluma hem iyimserlerin, hem de kötümserlerin katkısı vardır. İyimserler uçağı icat eder, kötümserler paraşütü”…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınızı kutlar, güzel bir hafta sonu geçirmenizi dileriz.

 

 

 

KISACA

Birçok çalışma, iyimser insanların daha uzun yaşadıklarını, daha sağlıklı olduklarını ortaya koyar. İyimser insanların stres seviyeleri daha düşüktür. Elbette iyimserlik bütün gün mutlu mutlu dolaşmak değildir, sürpriz bir gelişmeye bakıp hemen savunmaya çekilmek yerine, bundan nasıl bir fırsat çıkacağını düşünmek de iyimserliktir. Fırsat görme konusunda piyasalar rakipsizdir, hemen her yerde bir fırsat görmek mümkündür mümkün olmasına da, bunu abartırsanız işler karışır…

 

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri