Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

27 Temmuz 2017, 08.00

Dün FOMC toplantısının sonuçlanmasının ardından telefonum “piyasaların merakla beklediği toplantı sonuçlandı”, “işte o merkez bankasının faiz kararı” uyarılarıyla şenlendi. Hani konuya hakim olmasam gerçekten bir şey oldu sanıp, “kimmiş o merkez bankası yahu” diye heyecanlanacağım. Aslına bakarsanız dün gördüğümüz açıklamalar bir bardak suda fırtınadan başka bir şey değil. Sadece Fed’in yine biraz utangaç da olsa çark etme çabası seziliyor. Kan kokusunun peşinden giden köpekbalığı misali, piyasa açısından bu yeni pozisyon almak için yeterli…

Yapılan açıklamaya birkaç paragraf ayıracağız yine de. Öncelikle herhangi bir sürpriz yok. Açıklama metninde yapılan ufak değişiklikler de yine beklentileri pek değiştirecek cinsten değil. Açıklamadan çıkan en önemli sonuç, Fed’in bilanço küçültme operasyonunun takvimini ve ayrıntılarını Eylül ayında duyuracağı. Bir aksilik olmazsa tabi…

Bilanço küçültme operasyonu dünyanın sonu değil, “Fed almazsa bu kadar tahvili kim alacak” diyenlere aldırmayınız. Hemen kimin alacağını anlatayım size… St. Louis Fed’in sitesinde göreceğiniz üzere, Fed’in elindeki Hazine tahvilleri tutarı $2,5 trn civarında. $6,1 trn civarında tahvil ise yabancı yatırımcıların elinde (bu bağlantıdan kimde ne kadar tahvil olduğunu görebilirsiniz). Yatırım fonları $1,4 trn, özel ve kamu emeklilik fonları toplam $1,4 trn, banka ve sigorta şirketleri $0,9 trn tahvile sahip. Şimdi bu rakamlardan sonra hatırlatayım: Fed ilk aşamada aylık $10 mlr tutarında tahvili itfa ettirecek. Yazıyla da yazayım: Ayda on milyar dolarlık tahvil itfa edecek… Toplam $19,8 trilyonluk ABD tahvil piyasasında ayda on milyar… Üstelik Fed’in elindeki stok da tamamen bitirilmeyecek, zaten kriz öncesinde Fed’in taşıdığı tahvil miktarı $800 milyar idi. Muhtemelen hedeflenen tahvil portföyü rakamı ortada bir yerde olacak. tahvil itfalarının bir anlam ifade etmesi 2018’in ikinci yarısının konusu. “Bir bardak suda fırtına”dan kastettiğim bu.

Dünkü açıklamada asıl merak ettiğim Fed’in enflasyon konusunda ne diyeceği idi. İşte burada, Haziran ayındaki açıklamaya göre hafif bir yumuşama var. Henüz “Fed de enflasyondaki düşüşün geçici olmayabileceğine inanmaya başladı” diyecek bir şey yok, ancak önümüzdeki aylarda özellikle çekirdek enflasyon düşmeye devam ederse iş değişir. Bu durumda Fed’in bundan sonraki faiz artışını 2018’e bırakacağını fiyatlamaya devam ederiz. Bakın “devam ederiz” diyorum, zira bu sabah itibarı ile piyasa Aralık ayında faiz artırımına sadece %42 olasılık tanıyor. Zaten TL’de ve diğer tüm risk göstergelerinde gördüğünüz sevimli hava da bu fiyatlamanın bir sonucu.

Fed’in bu tavrı ve piyasanın algılaması kuşkusuz TCMB’nin de elini rahatlatacak. Bugünkü toplantıda hiçbir faiz oranında hiçbir değişiklik beklemiyoruz. TCMB istediği anda fonlama kompozisyonunu değiştirerek faizi aşağı çekebilir zaten. Son dönemde gerek TCMB’nin bu konuda çok daha tutarlı ve net bir tavır izliyor olması, gerekse de siyasi kanattan gelen destek mesajları, yakın zamanda fonlama maliyetinin aşağı çekilmeyeceğinin işareti olarak görülebilir.

Bu noktada farklı bir dünyaya gidiyor olduğumuzu hatırlatıp, TCMB’nin de bunu gördüğü konusunda bir uyarıda bulunmak isterim. Fed’in yumuşama eğiliminde olduğu, bunun da piyasaları olumlu etkilemeye devam edeceğini yukarıda yazdıklarımdan zaten anladınız. İşin bir de gelişen ülke bacağı ve carry trade hikayesi de var. Mevcut faizimiz ile bu ortamda adeta “parlıyoruz”. Güney Afrika’nın geçen hafta faiz indirmesinin ardından dün de Brezilya politika faizini tam 100 baz puan indirerek %9,25’e çekti. Bu durumda TL, carry trade açısından piyasanın yıldızı. Önümüzdeki dönemde bolca TRYZAR, TRYBRL, TRYRUB önerileri görmeye devam edeceğiz. İşte böyle bir ortamda, enflasyondaki gerileme de sürerse (ki bekliyoruz), TCMB de bu ortamdan faydalanıp hafif bir gevşemeye gidebilir. Kuşkusuz Türkiye ekonomisiyle, siyaseti ile, jeopolitik riskleri ile bir çok ülkeden çok daha farklı bir konumda. Enflasyon da yine diğer ülkelere göre yapısal sebeplerle daha yüksek. Bu nedenle faizlerin belli bir seviye altına düşmesi, mevcut şartlarda çok zor.

Bunun yerine muhtemelen göreceğimiz şey makroihtiyati önlemler… Yani zorunlu karşılıklar, teminatlar gibi ikincil sıradaki önlemlerin hayata geçirilmesi ile piyasadaki TL likiditesinin artırılıp, maliyetlerin aşağı çekilmesi. Bunlar hastalığa çare değil ama en azından mevcut baskıyı azaltacaktır. Finansal piyasalar açısından bunların çok önemi olacak mı derseniz, doğrudan değil ama dolaylı olarak var. Mesela bunlar büyümeye etki ettiği ölçekte BIST’e yansıyacak. Ya da likiditenin rahatlaması, tahvil faizlerini de bir ölçüde rahatlatacak. Yine de şimdilik Türkiye açısından görünümden ziyade, küresel piyasalardaki iyimserliği izlemek çok daha doğru. Bu iyimserlik dalgası bir sebepten bittiği zaman ne kadar sağlam olursak o kadar iyi. Bu da bildiğimiz ve sık sık hatırlamamız gereken bir şey değil midir?

KISACA

Hayatta bazı şeyler tartışmaya yer bırakmayacak denli açıktır. Güneş ısıtır, yağmurdan sonra gökkuşağı olur, çamaşırlar kirlendiği zaman yıkanmalıdır, pandalar çok sevimlidir gibi… Bunları biliriz ama yine de zaman zaman da olsa hatırlamak iyidir. Bazen bunları merkez bankalarının da hatırlaması gerekir...

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri