Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

10 Temmuz 2019, 08.00

 

Birisine armağan vermek tüm kültürlerde hoş karşılanır, insanlığın coğrafyadan bağımsız, tereddütsüz sevdiği bir şeydir armağan almak... Bağlamı ters çevirip, armağanı bir hakaret unsuru yapabilir miyiz? Elbette! Size verilen armağanı şöyle bir inceleyip, beğenmediğinizi belirten bir tavırla getirene geri verirseniz, hakaretin en büyüklerinden biri olur. Başka bir örneği kendimden vereyim: Yıllar önce, e-posta ve internet bu kadar yaşamlarımızın içinde değilken, o dönemde çalıştığım kuruma faks ile bir özgeçmiş gelmişti. Bir müdür özgeçmişi aldı, inceledi, sonra faksa koyup bir yere gönderdi. Ben “herhalde ihtiyacı olan bir yere gönderdi, ne iyi adam” diye safça düşünürken, izlediğimi gördü ve dedi ki “o kadar kötü bir özgeçmiş ki, adama geri gönderdim!”. Gördüğünüz gibi gayet basit eylemler, farklı bağlamlarda, farklı ellerde gayet sevimsiz hallere bürünebilir.

Elbette her bağlam değişikliği örneği bu kadar tatsız değil. Lüks markaları ele alalım. Lüks markalara olan ihtiyacımız, yaşadığımız coğrafyanın büyüklüğü ve bizim hareketliliğimiz ile doğru orantılıdır. Sürekli hareket halinde iseniz, yeni insanlarla tanışıyorsanız, üzerimizdeki markalar başarıyı, prestiji ve ait olduğumuz sosyal sınıfı işaret eder. Bir köyde yaşıyor, hiç de köyünüzden dışarı çıkmıyorsanız, zaten herkes birbirini tanıdığından lüks marka ihtiyacı, talebi de olmaz.

Demek ki bağlam değiştiğinde verdiğimiz kararlar da değişebilir. O zaman finansal piyasalardaki muazzam bağlam değişikliğine ve buna göre ne yapacağımıza bakabiliriz: Tahvil piyasası bu ara herkesin dilinde. Uzun yıllar boyunca tahvil piyasası sıkıcı, tahmin edilebilir, ağır hareket eden bir piyasa olarak bilindi. Bu yüzden de hisse piyasası adrenalinin tek adresi oldu. Peki, son dönemde sabah akşam neden bahsediyoruz: ABD verim eğrisinin ters eğimli olması, bunun işaret ettiği resesyon riski, buna karşı merkez bankalarının ne yapacağı, eksi faizli tahvil stoku, Grönland’ın ederi (bu “bonus”, ama kabul edin çok eğlenceli bir konu)… Tahvil piyasası şimdilerde hiç de sıkıcı değil, bilakis tüm aksiyon orada.

 

PUSULA

ABD tahvil verim eğrisinin ters eğimli hale geçmesi piyasalar açısından önemli bir sinyal kabul ediliyor, zira 1960’lardan beri ne zaman verim eğrisi ters eğimli olsa en geç 3 yıl içinde bir resesyon görülmüş (yandaki grafik, kaynak FT). Verim eğrisinin ters eğimli olması normal şartlarda beklenmez, zira uzun vade belirsizlik içerir, paranın zaman değerini kapsar; bu yüzden de uzun vadede talep ettiğiniz faiz kısa vadede talep edeceğiniz faizin üzerinde olmalıdır. En azından akıllı, mantıklı bireyler olarak düşüneceğimiz budur. Fakat bağlam değişmeye görsün, faizler de yer değiştirirler.

Sizi işin teorisi ile sıkmayacağım, ama şunu net olarak söyleyebilirim ki ters eğimli verim eğrisinin neden resesyona yol açacağını söyleyen mantıklı bir açıklama yok. Üstelik belli ki tahvil yatırımcıları diğer yatırımcıların bilmediği bir şey biliyorlar, zira borsalarda tahvil faizlerine benzer bir resesyon, kriz vs fiyatlaması yok. Ya da daha mantıklı bir açıklama var: Yatırımların saliseler içinde dünya çevresinde 45 tur attığı modern dünyada, bir ülkeye ait verim eğrisi belki de artık eskisi gibi ekonomi hakkında doğru sinyaller üretemiyor. Belki burada da bağlam 1960’lardan bu yana değişti. Belki merkez bankaları bilançolarının trilyonlarca dolar büyüdüğü son 10 yılda eski sinyalleri çöpe atmamız lazım. Belki sorunu dünyanın yaşlanıp daha fazla tasarruf etmesinde aramak lazım… Belki her yerde bir kriz görmemek lazım…

Türkiye’de de son yıllarda içinde bulunduğumuz tüm ortamlarda, piyasalara yön veren tüm kurumlarda ciddi değişimler yaşandı. Bir çok şeyi artık eskisi gibi görmemek lazım. Belki her şey arzu edildiği gibi gitmiyor, ancak bu değişimin karşısında olmak yerine bunun piyasalar açısından ne anlama geldiğine bakıp buna göre pozisyon almamız gerek.

Öncelikle dünyada faizlerde bu eğilim olduğu sürece yurt içinde TCMB faizleri indirmek için elinden geleni yapacak. Burada sanırım bir sürpriz yok. Mevcut ortamda faiz indiriminin TL üzerinde olumsuz bir yansıması olmadı, ancak son zorunlu karşılık düzenlemesi ile burada da farklı bir durum söz konusu. Bu düzenleme ile kredi büyüme hızı yıllık %10-20 arasında olan bankalar, diğerlerine göre daha avantajlı konumda olacaklar (Dün bankacılık sektör analistimiz Recep Demir bununla ilgili ayrıntılı analizlerini paylaşmıştı). Buna göre bir süre sonra tüm bankaların bu kredi hızına ulaşmalarını bekliyoruz.

Ancak işin ekonomik ve piyasaları ilgilendiren yönü hisse piyasasından biraz daha farklı. TCMB belli ki Türkiye’de oldukça zayıf seyreden iç talebi canlandırmak istiyor, bunun için faiz indirimlerine ek olarak kredilerde de bir genişleme olmasını arzu ediyor. Bu durumda TCMB parasal genişleme hamlesi yaptı diyebiliriz. Evet, iç talep ile birlikte Türkiye ekonomisinde yeniden büyümeyi konuşmaya başlayabiliriz, ancak aynı esnada bunun enflasyon ve cari denge üzerinde olumsuz sonuçları da olacak. Yani enflasyon arzu ettiğimiz ölçüde düşmeyebilir, cari denge ise yeniden hızla açık vermeye başlar ki bu da döviz talebini artırır. İşte bu düşünceler ile TL’de değer kaybı görüyoruz. Bu açıdan TL’deki değer kaybının yukarıdaki kaygıları bolca içerdiğini söyleyebiliriz. Keza tahvil faizlerinde ve Türkiye’nin CDS priminde gördüğümüz yükseliş de bunu teyit ediyor. Öte yandan kısa vadede, küresel piyasalarda şiddetli bir riskten kaçınma eğilimi görmez isek, mevcut olumsuz gidişatın gene de sınırlı kalacağını düşünüyoruz. Elbette yeter ki bağlam değişmesin.

Tek atı kaçıp giden yaşlı bir çiftçiyle ilgili bir hikaye anlatılır. Atının tek geçim kaynağı olduğunu bilen komşuları, onu teselliye koşarlar. Yaşlı adam teselli edilmeyi reddederek, “neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?” der. Gerçekten de, birkaç gün sonra atı geri döner, hem de yanında vahşi bir atla birlikte. Yaşlı adamın dostları bu sefer onu kutlamaya gelirler. Kutlamaları reddeden ihtiyar, “neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?” der. Yine birkaç gün sonra yaşlı adamın oğlu vahşi ata binmeye çalışırken düşerek bacağını kırar. Dostları oğlunun talihsizliğinden duydukları üzüntüyü bildirmek için yine gelirler. “Neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?” der ihtiyar. Aradan birkaç hafta geçer ve kasabaya, komşu ülkeyle savaşacak güçlü erkekleri askere almak için ordudan adamlar gelir; ama yaşlı adamın oğlu savaşacak durumda olmadığı için paçayı kurtarır.

Neyin iyi, neyin kötü olduğunu kim bilebilir?

Tufan Cömert Koordinator Arastirma ve Yatirim Danismanligi TComert@garantibbva.com.tr

KISACA

Kendimizi akılcı, faydasını düşünen, buna göre mantığı ile hareket eden bireyler olarak düşünürüz. Halbuki hiç de mantıklı değiliz, tersine çoğu zaman sadece duygularımızla hareket eder, kulağımızı mantığa tıkarız. Neye göre karar verdiğimiz o an içinde bulunduğumuz duruma, yani bağlama göre değişir. İşin kötüsü bağlam denen şey de arada değişir…

 

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri