Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

25 Mayıs 2017, 08.00

Borsalardaki bu güçlü seyre bakıp da tarihin en büyük hipnotizma seansı derseniz yanılırsınız. 9 Ekim 1989’da muhtemelen insanlık tarihindeki en tuhaf hipnotizma deneylerinden biri yaşandı. O tarihlerde Sovyetler Birliği dağılmanın eşiğindeydi, ekonomisi çöküyordu. Doğu Almanya’da sokak eylemleri başlamıştı. Bu eylemler haftalar içinde Berlin Duvarı’nın yıkılmasına yol açacaktı. İşte böyle bir ortamda, 9 Ekim akşamı Sovyet televizyonunun yayın akışı bittiğinde ekranda yanda gördüğünüz yüz belirdi. Bu yüz, yumuşak ve sakin bir ses tonu ile kendisini izleyenlere seslendi: “Rahatlayın, düşüncelerinizi serbest bırakın…”

Ekrandaki Anatoly Mikhailovich Kashpirovsky idi. Ruhani yeteneklere sahip olduğunu iddia eden Kashpirovsky daha önce Sovyet halter takımı ile çalışmıştı. Hatta 1988 olimpiyatlarını domine eden Sovyet takımının başarısını da kendi çalışmalarına bağlıyordu. Kashpirovsky ilk yayının ardından sonraki 6 hafta TV üzerinden “halka seslenmeye” devam etti. 300 mn kişinin izlediği bu seanslarda Kashpirovsky tüm ülkeyi hipnotize etmeye çalıştı. Görünürde bunun kötü bir niyeti yoktu, ancak belli ki amaç toplumun dikkatini dağıtmak, o sırada ciddi sorunlar yaşayan ülkeden uzaklaştırmaktı. Bu taktik bir anlamda işe yaradı denebilir: Ne zaman Kashpirovsky ekranda görünse sokaklar boşalıyordu! Mesele insanların neye inanmak istediği idi. Öyle ya, koskoca devlet televizyonu bir adamı çıkarıp ruhani güçleri olduğunu söylüyorsa, bunu sorgulamak kimin haddineydi?

Neye inanacağımızı kendimiz seçeriz, bu hakkımız. Ancak işin için piyasa ve yatırımlarımız girdiğinde bazı şeyleri sorgulamamak tehlikelidir. O zaman analizlerin kıymeti azalır. Böyle olunca da yatırımcılar bazı şeylere ya yüzeysel bakar, ya da tamamen görmezden gelirler. Gelin borsalardaki halen gözlediğimiz coşkuyu bir çerçeveye oturtup analiz edelim. Yalnız en baştan uyarayım, endeksteki günlük hareketleri değil, trendi tartışıyoruz. Önemli olan trendi bozacak bir gelişme olup olmadığıdır.

Önce çok takıldığım bir kavram karmaşasını tartışarak başlayalım: Ucuz, pahalı gibi sıfatlar kendi içlerinde bir tehlike barındırır. Bir şeye pahalı derseniz, başka bir şey ile karşılaştırıyor olmanız gerekir. Bana “borsa pahalı” dediğinizde ben de size “neye göre” derim. Bu durumda muhtemelen yukarıdaki performanstan bahsederek bana yanıt vereceksiniz. Peki, yalnız burada sadece nominal getiriden bahsediyoruz, karşılaştırma yapmak için başka verilere de ihtiyacımız var. Analizi eksik veriyle yapmak bize bir şey katmayacağı gibi, resmin tamamını da göstermez.

Nominal bazda karşılaştırma (“endeks %25 gitti”) yatırımcıların sık düştükleri bir tuzaktır. Halbuki karşılaştırmalar nominal değil, reel ya da göreceli olarak yapılmalı. Mesela “bir kilo altın mı, bir bardak su mu daha değerlidir” diye sorsam, akıllı mantıklı bir yatırımcı olarak hiç düşünmeden “altın” dersiniz. Peki, varsayalım ki çöldesiniz ve yanınızda sadece bir kilo altın var. Susuzluktan ölmek üzereyken, karşılaştığınız bir bedevi size su vermeye razı oluyor. Bu bir bardak su için o anda elinizdeki tüm altını verir misiniz? Kabul, bayağı uçuk bir örnek, ama demek istediğimi anladınız. Tarihsel veriler ne derse desin, o zaman diliminde, o anda sizin için bir bardak su=1 kilo altındır. Kafamıza kakılmak suretiyle bize öğretilenlerin aksine, hayatta her şey görecelidir.

O zaman piyasalara da bu gözle bakalım. Borsa pahalı diyorsak; neye göre, hangi zaman diliminde, hangi şartlarda bu sıfatı kullandığımıza dikkat etmemiz gerek. Öncelikle her ne kadar zaman zaman bir çok konu dikkatimizi dağıtsa da, küresel piyasalarda hala tarihte eşi benzeri görülmedik bir likiditeden bahsediyoruz, bunu unutmayalım. Likidite Fed eliyle olmasa da BoJ ve ECB eliyle artmaya devam ediyor. Bu önde gelen merkez bankaları bilançoları ile dünya borsalarının piyasa değerini karşılaştırdığımızda, yanda gördüğünüz gibi son derece yakın bir ilişki olduğu bariz (kaynak: Bloomberg). Bu kadar bol likidite varken, bir çok piyasada, bir çok enstrümanın değerlemesinin eski dünya düzenine göre olmayacağı çok açık. O zaman “aşırı değerli, pahalı” gibi tanımlamaları dikkatli kullanmamız gerek.

Likidite ile borsalar arasındaki yakın ilişkiye ek olarak küresel büyümede devam eden toparlanmayı, yine küresel ölçekte artan şirket karlılıklarını ve hala düşük seyreden tahvil faizlerini de dikkate alırsak, hisse piyasaları için hala olumlu bir ortamın olduğunu söyleyebiliriz. Kabul, şu ana dek küresel piyasalara odaklandık, ancak BIST ile önde gelen borsa endeksleri arasındaki ilişki zaten belli. Türkiye’nin bu ortamda geride kalmasına yol açacak yeni bir gelişme söz konusu değil. Bu nedenle yakın zamanda bizim de dahil olduğumuz bir çok aracı kurum, BIST için hedeflerini yukarı revize ettiler. Araştırma Bölümümüzün 12 aylık endeks hedefi 109.500 ile bu sabaha göre %12’ya yakın prim potansiyeli vaat ediyor.

Bu aralar borsalar gündemde daha çok yer işgal ettiği için hisse odaklı yazdım, ancak tahvil piyasası da bundan çok farklı değil. Bu yılın başında Fed faiz artırımları nedeniyle ABD tahvil faizlerinin nereye kadar yükseleceğini tartışan piyasalarda şu anda pek böyle bir konu yok. Tersine, dünkü Fed tutanakları sonrasında, Haziran sonrasına yönelik faiz artırım olasılıklarında genel bir artış görülmesine rağmen ABD tahvil faizlerinde ciddi bir kıpırdanma yok. Düşük faiz ortamı korundukça hisse piyasasının “göreli” cazibesi de yerli yerinde duracak.

Elbette piyasalar sonsuza dek yükselmeyecek, her malın bir ederi, her trendin de bir sonu vardır. Geçen hafta olduğu gibi Brezilya kaynaklı bir “siyah kuğu” piyasalardaki iyimserliğe son verip düzeltme de getirebilir. Dikkatinizi çekerim, hala “düzeltme” diyorum. Yukarıda bahsettiğimiz temel makro resim yerli yerinde durdukça piyasalarda gördüğümüz her düşüş bir düzeltme olacak.

Görünür gelecekte hisse piyasaları açısından trendi değiştirecek ekonomik risk arıyorsak, sanırım Avrupa’ya bakmamız gerek. Sadece ABD ekonomisine ve faizlere bakıp da dünyanın geri kalanını görmezden gelmek yanlış olur. Her ne kadar şu anda ECB bilançosunu büyütmeye devam ediyor olsa da, söylem artık piyasaları politika değişikliğine hazırlama yönünde. Avrupa ekonomisine dair rakamlar iyileştikçe, bir süredir çok da dikkatli dinlemediğimiz (evet, itiraf ediyorum) ECB Başkanı Mario Draghi’nin açıklamaları daha bir ön planda olacak, piyasalarda daha çok etki yaratacak. Bu olana dek tahvil piyasalarında “short” olmak yel değirmeni ile savaşa denk, faizler düşük kaldıkça da hisse piyasasında ciddi ve kalıcı bir yön değişikliği beklemek vakit kaybı…

KISACA

Rekor üstüne rekor kıran BIST100 endeksi ve blok hisse satışları bazı yatırımcılarda “endeks artık çok pahalı” algısı yaratmış olabilir. Doğru, TL bazında tarihi zirvedeyiz, sene başına göre %25 prim yaptık, Aralık ayındaki dibinden bakarsanız da %36 gibi bir yükselişten bahsediyoruz. Üstelik sadece bizde değil, küresel borsalarda da benzer bir tablo söz konusu. Buna rağmen piyasada “tamam, buraya kadar” diyen de pek yok. Adeta toplu bir hipnotizma seansı yaşıyoruz. Mesele şu ki, temel senaryo ile bu “seans” örtüşüyor…

İlgili Ürünler

USDTRY ----
-
-
-

Haber Etiketleri