Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

23 Ekim 2018, 08.00

20 Aralık 1943’te Teğmen Charlie Brown’ın uçurduğu bir B-17 bombardıman uçağı Almanya’nın Bremen şehrindeki görevinden dönüyordu. Uçak, hava savunması ve Alman avcı uçaklarının açtığı ateş yüzünden perişan haldeydi: Gövdede büyük delikler açılmıştı, telsiz, makineli silahlar, seyrüsefer, elektrik ve hidrolik sistemleri çalışmıyordu. Mürettebatın yarısı yaralıydı. Uçağın havada kalması bile mucize iken, Brown omzundan yaralanmış, kan kaybeder halde uçağı İngiltere’ye geri götürmeye çalışıyordu. Filodan ayrılan uçak alçak irtifada seyrederken, Alman avcı uçağı pilotu Franz Stigler uçağın peşine düştü; bu B-17’yi düşürürse madalya alacaktı. Ancak yaklaşıp uçağın halini görünce eski komutanının sözleri geldi aklına: “Eğer sizi bir paraşüte ateş açarken görürsem, sizi şahsen ben vuracağım. Düşmanın kuralları ile değil, kendi doğrularınız ile savaşın. İnsan olduğunuzu asla unutmayın”. Bu haldeki bir uçağı düşürmek Stigler için bir paraşüte ateş açmak ile aynıydı. Stigler elini tetikten çekti, B-17’nin telsizi bozuk olduğu için kokpitin yanına kadar sokularak işaretlerle uçağın İngiltere’ye ulaşmasının imkansız olduğunu, inip teslim olmaları gerektiğini anlattı. Brown inatçıydı, teslim olmayı reddetti. Brown’ı ikna edemeyen Stigler çılgın bir karar aldı: Uçağa eşlik edecek, böylece Alman avcılarının onu düşürmesini engellemiş olacaktı. Uzunca bir uçuş sonrasında uçak Kuzey Denizi üzerinde güvenli bir bölgeye varınca Stigler İngiltere’nin ne tarafta olduğunu işaret etti, selam verdi ve ayrıldı. Brown uçağı indirmeyi başardıktan sonra üstlerine Alman pilotun yaptığını anlattı. Komutanları bu olayın düşmanı sevimli göstermesini istemedikleri için Brown’a asla konuşmamasını emrettiler, görevin bu kısmını gizli olarak sınıflandırdılar. Benzer şekilde, Stigler’in savaş zamanı düşmanın yaşamasına izin verdiğinin ortaya çıkması idamı ile sonuçlanacağı için o da bunu kimseye anlatmadı. “Kendi doğrularını” takip eden Stigler’in hikayesi ancak bundan 40 yıl sonra ortaya çıkacaktı*…

Her ne kadar Franz Stigler kadar dramatik olmasa da, piyasalara baktığımızda göreceğimiz şey yönsüzlük içinde kendi doğrusunun peşinde giden yatırımcılar… Sorun şu ki bu doğruların peşinde gitmek her zaman ihtiyacımız olan şey değil, bazen kendimizi ne kadar ikna edersek edelim, hatalı olabileceğimizi kabullenmemiz gerekir. Hele piyasaların görece yönsüz olduğu zamanlarda çok iddialı olmak tam bir sabır törpüsü olabilir. Bugünlerde de böyle bir dönemden geçiyoruz. ABD borsalarında önceki hafta gördüğümüz sert düşüş kısmen telafi edildi, ama huzursuzluk bariz devam ediyor. Şöyle bir geçmişe bakarsanız, bu tarz piyasaların müthiş bir avantaj sağladığını göreceksiniz: Taktik görüşünüz yanlış bile olsa, disiplini muhafaza ederseniz bu dalgalanmalardan al-sat yaparak karlı çıkmanız pekala mümkün. Burada yeni bir tema olmaması sizin kenarda beklemeniz gerektiğini göstermez.

“Dolar” derseniz, son haftalarda dolar endeksinde artış gördük, ama Mayıs sonundan bu yana bakarsanız pek bir trend yok. Yanda gördüğünüz üzere, 95 etrafında dalgalanan bir endeks söz konusu. Elbette bu dönemde USD gelişen ülke para birimleri karşısında değerlendi, ama bu hem ticaret savaşlarına dair kaygılar, hem de Arjantin-Türkiye piyasalarında yaşanan derin çalkantıların doğal bir sonucu olarak görülmeli. Üstelik son 1,5 ay içinde gelişen ülke (GOÜ) kurları değerlendi ve istikrar kazandı. Artık bulaşıcılık etkisinden bahseden yok. “En kötüsü geride mi kaldı” sorusuna geçen hafta bahsettiğimiz üzere piyasa “evet” diye yanıt vermeye devam ediyor. Bu durumda, ABD borsalarındaki dalgalı görünüme rağmen, gelişen ülke hisse piyasalarında ısrarlı şekilde “short” olmak yürek ister. Öte yandan “heyecanlanacak bir görünüm var mı” derseniz, o da yok.

Demek ki gelişen ülkeler olarak arada kaldık. Fed’in faiz artırım sürecinin devam edecek olması ilerleyen vadede GOÜ için olumsuz bir hava yaratacak. Hem para birimleri değer yitirecek, hem de borçlanma maliyetleri artacak. Fakat olur da Fed bir sebepten faiz artırımlarına ara verme ihtiyacı görürse, bu da doğrudan olumlu bir hava yaratmayacak. Son dönemlerde ABD’de resesyon bekleniyor temalı haberlerini daha çok görüyorsunuzdur. Her ne kadar bunu teyit edecek hiçbir veri yoksa da ortada, “bir şeyi kırk kez söylersen olurmuş” misali her geçen gün giderek daha fazla analiz buna ayrılıyor. Varsayalım ki ABD ekonomisi gerçekten de sorunlu bir döneme girdi, Fed faiz artışından vazgeçti, bu durumda GOÜ bayram mı etmeli? Tam tersine, çıkışlar hızlanacak, temel zayıflığı olan ülkeler yine daha çok satış yiyecek. Maalesef buradan da bir yatırım teması çıkmıyor.

Gördüğünüz üzere finansal piyasalarda tek bir doğru yok. Şartların gün be gün değiştiği piyasalarda tek bir düşüncenin peşine takılıp yatırım yapmak çok büyük bir hata olacak. Bu durumda bir ana oyun planı yapmak, gerektiğinde bunu düzeltmek daha doğru. Yukarıda gördüğünüz üzere küresel piyasalarda ne iyimser ne de kötümser bir havadan bahsedebiliyoruz. Bu ortamda gelişen GOÜ grubu piyasaları da vasat seyretmeli. Buna bir de Kasım ayı etkisini ekleyelim: Kasım ayı genelde hedge fonların pozisyonlarını kapattıkları, karlarını ceplerine koydukları, yılsonunun gelişini beklemeye başladıkları ay olarak bilinir. Bu pozisyon kapama işinin bizi oldukça olumsuz etkilediği bariz (yandaki tabloda sondan 2. sütun son 10 yılın Kasım ayı performanslarını gösteriyor. Kırmızı o ay borsanın düşmesi demek). Her ne kadar geçmiş bize hiçbir şeyi garanti etmiyor olsa da, yine de Kasım ayında borsada temkinli olmakta fayda var.

TL için de benzer bir tablo söz konusu: Piyasa fiyatlaması faizin sabit bırakılacağı yönünde, ama olur da TCMB bu hafta faiz konusunda bir adım atar ise TL’nin cazibesi ciddi anlamda artacak ve TL değerlenecek. “TCMB faiz artırmazsa tersi mi olacak” derseniz, hayır: Enflasyonda gerileme görüleceği beklentisinden hareketle faizimiz yeterince yüksek, bu yüzden yeni bir dışsal şok ile karşılaşmazsak TL’de kısa vadede iyi kötü bir dengelenme süreci beklemek gerekir. Bir noktadan sonra ise küresel seyre ek olarak jeopolitik gelişmeler, ABD ile ilişkilerimiz, büyüme dinamiklerimiz, yerel seçim öncesi kamu maliyesinin durumu gibi bazı konular öne çıkacak. Bu konuların TL’de bir miktar değer kaybına yol açmasını bekliyoruz, fakat bu Ağustos ayındaki gibi şiddetli olmayacak. Alınan önlemler ve artan faizin bu tehlikeyi büyük ölçüde bertaraf ettiğini düşünüyoruz. Ancak elbette piyasalarda tek bir doğrumuz yok, bu yüzden pozisyonlarımızda esnek olmak, gerektiğinde hızla nakde geçebilmek önemli…

*Charlie Brown savaştan sağ kurtuldu, ABD’ye döndü, albay rütbesi ile emekli oldu. 1986 yılında bir organizasyonda kendisine savaşta ilginç bir şey yaşayıp yaşamadığı sorulunca, artık zaman aşımı da devreye girdiği için Alman pilotun hikayesini anlattı. Luftwaffe pilotlarının çoğunun savaşta ölmüş olması ve savaşın üzerinden de 40 yıl geçmiş olması nedeniyle Alman pilotun sağ olması ihtimali oldukça düşüktü. Ne var ki hikaye basında çokça yer bulduktan sonra, 1990 yılında Brown Kanada’dan bir mektup aldı. Stigler de savaştan sağ çıkmış, Kanada’ya göçmüş ve bir havacılık dergisinde Brown’ın anlattıklarını okumuştu. Stigler uçağın o halde İngiltere’ye kadar ulaşabileceğini düşünmemişti, mürettebata ne olduğunu hep merak etmişti. Sonunda iki “düşman” buluştular, birbirlerine sarılıp ağladılar, 2008 yılında Stigler 92, Brown 87 yaşında iken birkaç ay arayla ölene dek dost kaldılar. Kızı, Brown öldükten sonra Stigler’ın babasına hediye ettiği bir kitabı buldu. Stigler kitabın içine şöyle yazmıştı: “Tek erkek kardeşimi 1940 yılında savaşta kaybettim. Aynı yıl 20 Aralık’ta, aldığı hasar yüzünden uçması mucize olan bir B-17’yi kurtarma fırsatım oldu. O uçağın pilotu Charlie Brown benim için kardeşim kadar değerlidir. Teşekkürler Charlie… Kardeşin Franz”.

KISACA

“Kendi bildiğinden şaşmamak” çoğu zaman hoş karşılanan bir özellik değildir. İnatçı, ikna olmayan, her şeyi en iyi kendisinin bildiğini düşünen insanlar gelir aklımıza. Ama bazen öyle şeyler olur ki, farkı işte bu kendi doğrularının peşinde giden insanlar yaratır. Piyasalarda ise inat hiç bir işe yaramaz. Kendi doğrularımız elbette olmalı, ama kendimizi tersine de ikna edebilmeliyiz…

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri