Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

03 Mart 2020, 08.00

 

Corona virüsü bu yılın siyah kuğusu… Çin’den yayılarak Avrupa’yı etkilemeye başlayan virüs öyle bir panik yarattı ki, disiplinleri ile ünlü Almanlar bile süpermarketlere hücum ederek rafları boşalttılar. Nasıl ki Amerikalılar her sözcüğü kısaltarak kullanmaya bayılıyorlarsa, Almanlar da böyle durumlarda hemen yeni bir sözcük türetiyorlar. “Panik ile markete giderek alışveriş yapmak” anlamına gelen yeni sözcük “hamsterkauf”. Sözcük; yığmak, yağmalamak anlamına gelen hamstern ile satın alma anlamına gelen kauf sözcüklerinden oluşuyor. Almanlar karantina korkusu ile makarna, konserve, dezenfektan ve sağlık malzemelerine yüklenmiş durumdalar, aktarılanlara göre marketlerde raflar bomboş.

Piyasalarda geçen haftalarda yaşadığımız da bir nevi hamsterkauf, tek farkı vatandaşlar yerine yatırımcıların güvenli liman adına ne buldularsa çok da sorgulamadan onu almaları… Geçen haftaki rakamlara bakarsanız altın, USD, ABD tahvilleri panikleyen yatırımcıların fiyatına bakmadan aldıkları ürünler oldular. Elbette bunları almak için ellerindeki görece riskli varlıkları da (hisse, GOÜ enstrümanları) sattılar. Yatırımcılar kaygılarında pek haksız değillerdi, ama tepkiler biraz abartıldı. Küresel piyasalarda ekonomik aktivitenin yavaşlaması, finansal piyasaların da bu kaygıları her zaman olduğu gibi hemen yarın fabrikaların kapısına kilit vurulacak gibi fiyatlamalarının ardından umut dolu bir haftaya başladık. Türkiye’de de genel durum pek farklı değil: Dünyada böylesine ciddi bir kaygı varken, bunun üzerine Suriye kaynaklı haber akışı da eklenince Türk mali piyasalarının Cuma günü verdiği tepki yıllardır görmediğimiz ölçüde sert oldu. Ancak hem dünyadaki genel gidişat, hem de bu hafta Suriye konusunda bir orta yol bulunacağı beklentisi yine piyasalarımızı destekliyor.

Peki, o zaman en kötüsü geride kaldı diyebiliyor muyuz? Eh, evet gibi, ama tam olarak değil… İçinde bulunduğumuz gerçekler hızlı şekilde değiştiğinde hepimizin durup bir düşünmesi, yol haritasını gözden geçirmesi gerekir. Önce virüs, akabinde jeopolitik risklerdeki artış şu anda piyasalara farklı bir açıdan bakmamızı gerektiriyor. 2020’ye girerken, uzun ve gereksiz bir “resesyon geldi-gelecek” tartışmalarının ardından dünya ekonomisinin artık toparlandığını, merkez bankalarının da faiz artırmaktan kaçındığı bir ortam olacağını, bunun da borsalara oldukça olumlu yansıyacağını düşünüyorduk. Gerçekten güzel geçen bir Ocak ayının ardından bu kez bir dizi kabus ile karşı karşıyayız. Corona virüsü hızlı şekilde dünyaya yayılırken, üretim, satış, dağıtım kanallarında ciddi işgücü kaybına yol açıyor. Bunun ilk etkisini Çin ekonomisinde görmeye başladık bile: Yukarıda gördüğünüz üzere, dün açıklanan Çin PMI imalat verisi 2004’ten bu yana ölçülen serinin en düşük seviyesi olan 35.7 seviyesinde, yani üretim tarafı ekonomide müthiş bir daralmayı işaret ediyor, hizmet tarafı da bundan farklı olmayacak. Dünyanın en büyük ikinci ekonomisinde böyle rakamlar görmemiz sonrasında küresel ekonomide de sene başındaki kadar iyimser olacak bir durumumuz yok artık. Bu borsalar açısından tatsız bir haber, çünkü borsalar ekonomik büyümeyi ve bunun bir fonksiyonu olan kar artış beklentilerini satın alırlar. Düşük büyüme, düşük kar diyorsak, endekslerde bırakın yükselişi, düşüşü konuşmamız gerekir.

Evet, virüs dünyaya yayıldıkça borsalar gerilediler ama burada önemli bir soru sormamız gerekiyor: Bu gördüğümüz bir seferlik bir şok mu, yoksa gidişatı tümden alt üst edecek temel bir yön değişikliği ile mi karşı karşıyayız? Buna vereceğimiz yanıt, otoritelerin vereceği tepkiyi tahmin etmemizi sağlayacak. İşte bu noktada görüşümüz bunun dünyada temel dengeleri değiştirecek denli büyük bir şok olmadığı, bu yüzden de parasal önlemler ile atlatılabilecek bir sorun olduğu yönünde. Etkin ve güçlü bir likidite yönetimi ile önde gelen merkez bankalarının sağlayacağı destek, yılın ikinci yarısında dünya büyümesinin yeniden hızlanmasına ve 2021’e güçlü bir başlangıç yapmasına neden olabilir. Elbette burada sınırlı tıp bilgimi kullanarak (“ayağını sıcak tut, başını serin, gönlünü ferah tut, düşünme derin”) virüsün mevcut yayılım hızını bu şekilde koruyamayacağı, çeşitli bölgelerde yayıldıktan sonra zaman içinde sönümleneceği, mutasyon geçirerek hepimizi birer zombiye dönüştürmeyeceği gibi önemli varsayımlarda bulunuyorum.


Bu noktada piyasa fiyatlamaları da Fed, ECB, BoJ ve PBoC yetkililerinden gelen destek mesajları sonrasında benzer yönde: Yıl sonuna dek Fed’den 100, ECB’den 10, BoJ’dan 15 baz civarı faiz indirimi bekleniyor. Üstelik bunların eşgüdümlü bir şekilde gelmesi ve varlık alım programlarının daha da güçlendirilmesi de söz konusu aynı beklentilere göre. Bu durumdan faydalanması en olası varlık grubu bir kez daha hisse piyasası olacak. Küresel borsalarda son haftalarda gördüğümüz satışların hızlı şekilde tersine dönmesi ve yeni rekorların görülmesi bu durumda ana senaryomuz olacak. Ancak virüs ile alakalı haber akışının bu kez eskisine göre çok daha fazla oynaklık yaratacağını da hatırda tutmamız gerekecek, yani o rekorlar öyle kolay gelmeyecek. Asansörle indiğimiz yerden merdivenle çıkacağız. Daha düşük faiz, daha yüksek likidite ortamında tahvil faizleri de gelişmiş ülkelerde düşük kalmaya devam edecek. Altın fiyatında ise sene sonu için $1600-1650 beklentimizde şimdilik bir değişiklik yok.

Türkiye’ye dönüp baktığımızda ise küresel tabloya ek olarak Suriye konusunun fiyatlamalarda oldukça ön planda olduğu muhakkak. Haber akışının bu denli öne çıktığı, insani kaygılarımızın yatırımlarımıza dair kararlara baskın çıktığı böyle dönemlerde duygusal davranıyoruz. Bu bizim kanımızda var. Öte yandan haber akışı biraz olumluya döndüğünde bu kez duygusallığımızı telafi etmek için olsa gerek çok hızlı ve oldukça riskli yatırım kararları alıyoruz. Geldiğimiz noktada da böyle: Cuma günü hem şehit haberleri, hem jeopolitik konulardaki belirsizlik, hem de küresel piyasalardaki kan banyosu ile yerli yatırımcılar satış tarafındalardı. Gerçi burada vade sonu olması ve teminat tamamlama çağrılarının da etkili olduğunu söylememiz gerek. Ancak gelişmiş ülke yetkililerinin harekete geçmesi, Türkiye’nin Suriye harekatında ABD ve Avrupa’dan nihayet destek görmeye başlaması(şimdilik sözel destek) ve Rusya ile bu hafta yapılacak zirveden bir uzlaşma çıkacağı beklentisi BIST’te toparlanmaya yol açtı. Asıl önemli soru dünyada olduğu gibi burada da ortaya çıkıyor: Tamam mı, devam mı? Görüşümüzü kademe kademe özetleyelim:

  • Karşımızda duran küresel “düşük faiz+bol likidite” ortamının yakın gelecekte de bizimle olması, BIST’te %5-10 arası bir yükselişi beraberinde getirebilir (112-117 bin aralığı). Bu durumda TL’de de bir miktar değerlenme göreceğiz, ancak bunun diğer piyasalardaki kadar güçlü bir değer kazancı sergilemesini beklemeyiz; USDTRY muhtemelen 6.10-6.15 arasında dengelenecektir. Bu ortam TCMB’nin faiz indirimlerine devam konusunda elini güçlendireceğinden, daha düşük vitesle de olsa politika faizi yavaş yavaş tek haneye doğru çekilecektir. Bu beklentinin satın alınması ile tahvil faizlerinde de yine %11 bileşik seviyelere doğru düşüş sürecektir. 
  • Bu ortama ek olarak Suriye konusunda Rusya ile bir şekilde bir uzlaşmaya varılması durumunda Türkiye’nin risk primindeki sert düşüş ile birlikte BIST’te yeni rekor (>124,537), TL’de 6.0’ya doğru gerileme, tahvil faizinde de tek haneye düşüş bekleriz. 
  • ABD ile ilişkilerin bu çerçevede iyileşmesi ise yukarıdaki olumlu senaryoyu çok daha kısa sürede görmemize ve daha önemlisi çok uzun süredir fiyatlanan olumsuz Türkiye algısının yabancı yatırımcı nezdinde ciddi şekilde değişmesine yol açar. Bu durumda tahvilde %8, hissede %59 civarında olan yabancı yatırımcı payında hızlı bir artış görürüz.

Tekrar vurgulayayım: Yukarıdaki senaryolardan şimdilik sadece ilkini tartışabileceğimiz bir ortamdayız. Üstelik Suriye ile ilgili haber akışı hala pek olumlu değil, maalesef şehit haberleri gelmeye devam ediyor. Dünyada olumlu bir hava olsa da yukarıda bahsettiğim üzere bundan alacağımız pay çok sınırlı kalabileceği gibi, daha farklı senaryolarda Türkiye’nin olumsuz ayrışması da mümkün. Bu durumda eğer işlerin düzeleceği konusunda ikna olmuyor, ama piyasa dışında da kalmak istemiyorsanız, yapacağınız iki şey var: İlk olarak kendinizi korumaya alın, mümkün mertebe hedge’siz iş yapmayın. Her enstrümanda standart bir hedge ürünü yok, bu yüzden çalıştığınız kurumlardan size özel, sentetik ürünler yaratmalarını isteyebilirsiniz. İkinci olarak, bırakın birkaç ay sonrasını, 1 saat sonrasını göremeyecek haldeyken uzun vadeli yatırımcı olmayın. Yine mümkün mertebe zarar-kes seviyelerinizi belirleyip bunlara uyun. Haber akışı son derece olumluya mı döndü? Bakın o zaman elinizi tutan yok, hamsterkauf sizi bekler…

 

Tufan Cömert

Koordinator Araştırma ve Yatırım Danışmanlığı

TComert@garantibbva.com.tr

KISACA

 

 

Corona virüsü bu yılın siyah kuğusu… Çin’den yayılarak Avrupa’yı etkilemeye başlayan virüs öyle bir panik yarattı ki, disiplinleri ile ünlü Almanlar bile süpermarketlere hücum ederek rafları boşalttılar. Nasıl ki Amerikalılar her sözcüğü kısaltarak kullanmaya bayılıyorlarsa, Almanlar da böyle durumlarda hemen yeni bir sözcük türetiyorlar. “Panik ile markete giderek alışveriş yapmak” anlamına gelen yeni sözcük “hamsterkauf”. Sözcük; yığmak, yağmalamak anlamına gelen hamstern ile satın alma anlamına gelen kauf sözcüklerinden oluşuyor. Almanlar karantina korkusu ile makarna, konserve, dezenfektan ve sağlık malzemelerine yüklenmiş durumdalar, aktarılanlara göre marketlerde raflar bomboş. 

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri