Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

04 Haziran 2020, 08.00

Piyasalar son günlerde tam manasıyla koptu, gidiyorlar… Üstelik sadece ABD, Avrupa değil, gelişen ülke piyasalarında da bayram havası var. Mart ortasından sonra özellikle borsalarda gördüğümüz sert satışlar büyük ölçüde geri alındı, hatta dün ABD’nin Nasdaq endeksi tarihi zirvesini gördü. Dolar da bu esnada küresel çapta değer yitiriyor. Okuduğum bir haberde, bu müthiş iyimserliği açıklamaya çalışmaktan bitkin düşmüş bir stratejistin yorumunu çok beğendim: “Yatırımcılar hareket eden ne varsa alıyorlar”. Olan biteni açıklamakta profesyoneller çaresiz adeta! Tamam, piyasalar ekonomideki toparlanmayı önceden, çok hızlı şekilde satın alıyorlar ama bu biraz abartıya mı kaçtı? Yatırımcıların hangi sebeplerle iştahlarının bu denli açıldığını anlarsak bu soruya bir yanıt verebilir ve meslektaşımın çaresizliğini bir nebze olsun belki azaltabiliriz.

Sadece Türkiye’de değil, tüm dünyada hemen hemen aynı olan bir eğilim var: Faizler düşük, yakın zamanda artma olasılığı yok denecek kadar az, yatırımcılar da getiri konusunda çaresizler… Tahvil yatırımcıları geceleri rahat uyuyorlar belki, ama hisse piyasası yükselir, komşun sürekli ne kadar çok kazandığından bahsederken, bir yerden sonra gece hıçkırarak ağlayarak uyanır insan. Şaka bir yana, tahvilde bir yılda elde edeceğiniz getiriyi, hisse piyasasında bir seansta kazanmanız mümkün ve bu süper düşük faiz ortamı, bu görülmemiş likidite bolluğu, yatırımcıların risk almasını teşvik ediyor. ABD’de yapılan bir araştırmaya göre devletin vatandaşlarına verdiği $1200 tutarındaki yardım çeki sonrasında insanların hisse işlem sayısı ve işlem hacmi artmış. Elimde veri yok ama, bu tablonun Almanya için de, Brezilya için de benzer olduğunu düşünüyorum. Sonuçta insan doğası nüfus cüzdanından, para kazanma arzusu da coğrafyadan bağımsız…

Meseleyi sadece faize indirgersek çaresziliğin resmini çizerken eksik kalırız: Daha önce de bahsetmiştim, bu havayı ilk olarak yatırımcı psikolojisinde aramak lazım. Yatırımcılar kötüyü fiyatlamaktan yoruldular, olumsuz haberleri fazlasıyla Mart-Nisan döneminde fiyatlara yansıttılar. Şimdi ise bu dalganın ters tarafındayız. Bu psikoloji eninde sonunda yine terse dönecektir, ama “şu nedenden olacak, 3 vakte kadar bundan düşecek” gibi kehanetlerde bulunmak mümkün değil. En azından bilimsel bir yöntem değil, ama grafiklere bakıp bunu yaptığını ve tutturduğunu iddia edenler vardır elbette. Benim takip ettiğim büyük fon yöneticileri hiçbir zaman tabandan alıp tavandan satma iddiasında olmayan kimseler. Stratejileri daha çok “dizden alıp, omuzdan satma” üzerine kurulu. Doğru stratejinin her zaman bu olduğunu düşünüyorum, bu kez de böyle olmalı. Şu anda da borsaları, gelişen ülke para birimlerini, kripto paraları vs engelleyen bir şey yok, tren gitmeye devam ediyor. Bu noktada trene biniş konusunda şüphelerim var, ama trenden inmek için de vakit var.

Peki niye şüphelerim var? Son günlerde dünyada olan bitene bakarsak aslında risk iştahının azalması gerekirdi: ABD’de 50 eyalette olaylar sürüyor, ABD-Çin ilişkileri ticaret ve Hong Kong konuları nedeniyle bir kez daha sevimsiz hale geldi, Çin-Hindistan sınırındaki anlaşmazlık nedeniyle iki ülke sürekli asker yığıyorlar, salgının ikinci dalgası konusunda bazı ülkelerden tatsız haberler geliyor. Bunlara ekonomik olayları da ekleyebiliriz elbette: Devletlerin ve şirketlerin borçlulukları hızla artıyor, merkez bankaları faiz silahında sona geldiler, devletlerin kamu maliyesi tarafında Araştırma Strateji atabilecekleri adımlar ise sınırlı ve öngörülebilir nitelikte. Fakat tüm bunlara rağmen, piyasalarda heyecan dalgası sürüyor.

Belki bu aralar bir sebepten gerçek bir düzeltme olacak, ama hatırlamamız gereken bir şey var: Merkez bankaları ve devletler bu süreçte bir çok kırmızı çzigyi geçtiler. Bunlardan dönüş kolay olmayacak, yakın zamanda ise hiç olmayacak. Fed bilançosunu ele alalım, bilançonun $4,2 trilyondan $7 trn üzerine çıkması 2 ay sürdü, bunun tekrar küçülmesi yıllar alacak. Bunun Türkçesi şu: Düşük faiz ortamı ve bol likidite ortamı uzunca bir süre daha bizimle… O yüzden bugünden yarına değil, ama birkaç yıllığına baktığımızda hisse piyasası yine rakipsiz kalmaya devam edecek. Bu anlamda alışık olduğumuz F/K’lar, değerlemeler, finansal oranlar baştan sona değişecek, günlük yaşamımızdaki yeni normaller gibi, finansal piyasalarda da bu yeni normallere alışacağız.

Bu anlamda Türkiye nerede? Faizlerde geçen yaz başlayan indirim süreci, salgının iç talebi buharlaştırmasıyla zaten elzem hale gelmişti. TCMB bu indirimlerde artık enflasyon görünümünü de dikkate aldığımızda sona yaklaşmış olabilir, zira geldiğimiz noktada TL yatırımcısı açısından eksi reel faiz söz konusu. Kuşkusuz burada sadece TCMB faiz indirimleri değil, BDDK aktif rasyosunun getirdiği değişiklikler de önemli. Son düzenleme ile birlikte bankalar döviz mevduatı almak istemeyecekler, döviz mevduat faizleri daha da düşecek. TL tarafında ise, kredileri hızla artırmak, aynı anda da mevduat seviyesini ayarlamak gerekiyor. Bunun yatırımcıyı ilgilendiren tarafı ise, bankaların TL mevduat tarafında rekabet konusunda isteksiz olacakları, yani mevduat faizinin daha da düşmesi olasılığı.

Faizdeki bu tablo TL yatırımcısını da diğer coğrafyalarda olduğu gibi hisse piyasasına yönlendirmiş durumda… Çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi ile şahit olduğumuz bu süreçte Türkiye’den yabancı yatırımcı çıkışının sürmesi, borsada yerli yatırımcı hakimiyetinin artması gibi ciddi bir değişim görüyoruz. Bu anlamda endeksin seyrinin bundan sonra mevcut seviyelerden itibaren yerli yatırımcının gücüne bağlı olacağı aşikar. Bu noktada yaşadığımız önemli bir değişim daha var: Yatırımcıların tercihleri, seçimleri çok tartışılabilir, ama elimizde bir gerçek var: Borsaya son dönemde giren 300 bin yeni yatırımcı BIST100 dışı hisseleri tercih ediyorlar. Bu hisseler, BIST100 hisselerine göre daha düşük likiditeye, çoğu zaman daha düşük halka açıklık oranına ve daha sınırlı bir kurumsal yönetime sahipler. Bu sebeplerden ötürü, bu hisseler biz de dahil olmak üzere neredeyse hiçbir aracı kurumun araştırma kapsamında değil. Oynaklığın iyice arttığı dönemlerde maalesef bu hisseler oldukça can yakabiliyor. Tüm dünyada hisseye olan ilginin öyle ya da böyle arttığı bir dönemde yeni yatırımcıların sert bir düzeltme ile morallerinin bozulup borsaya küsmeleri herkes için tatsız. Evet, şartlar hisse senedini yatırımda rakipsiz kıldı, bundan sonra da bu eğilim sürecek, ama yine de hiç bir yatırımcı gözü kapalı hisse alacak kadar çaresiz değil, olmamalı da…

 

Tufan Cömert
Koordinator
Araştırma ve Yatırım Danışmanlığı

KISACA

 

 

Piyasalar son günlerde tam manasıyla koptu, gidiyorlar… Üstelik sadece ABD, Avrupa değil, gelişen ülke piyasalarında da bayram havası var. Mart ortasından sonra özellikle borsalarda gördüğümüz sert satışlar büyük ölçüde geri alındı, hatta dün ABD’nin Nasdaq endeksi tarihi zirvesini gördü. Dolar da bu esnada küresel çapta değer yitiriyor. Okuduğum bir haberde, bu müthiş iyimserliği açıklamaya çalışmaktan bitkin düşmüş bir stratejistin yorumunu çok beğendim: “Yatırımcılar hareket eden ne varsa alıyorlar”. Olan biteni açıklamakta profesyoneller çaresiz adeta! Tamam, piyasalar ekonomideki toparlanmayı önceden, çok hızlı şekilde satın alıyorlar ama bu biraz abartıya mı kaçtı? Yatırımcıların hangi sebeplerle iştahlarının bu denli açıldığını anlarsak bu soruya bir yanıt verebilir ve meslektaşımın çaresizliğini bir nebze olsun belki azaltabiliriz.

 

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri