Araştırma / Piyasa Yorumu

Pusula

21 Nisan 2020, 08.00

 

Gün geçmiyor ki piyasalarda yeni bir aksiyon, yeni bir heyecan çıkmasın karşımıza... Piyasalarda yakın zamanda görece iyimser bir hava varken, umutlu olduğumuzu, ancak bunun sorgusuz sualsiz bir iyimserlik anlamına gelmediğini paylaşmıştık. Çünkü hala kaygılanacak çok olasılık var: Salgının yeni bir dalgası tüm fiyatlamaları alt üst edebilir, ekonomilerdeki beklenen toparlanma düş kırıklığı yaratabilir, petrol ve diğer emtia fiyatları düşmeye devam edebilir... Türkiye’de de bu esnada ilginç gelişmeler söz konusu. Bunların ayrıntılarını, olası piyasa etkilerini tartışmadan önce küresel taraf ile ilgili birkaç önemli notu paylaşayım.

Petrol fiyatının eksiye geçmesi tarihi bir olay şüphesiz. İleride torunlarıma “bizim zamanımızda faizler eksiye geçmişti, vadesinde 100 olacak şeye 101 ödüyorduk” diye böbürlenerek anılarımı anlatmayı düşünüyordum. Fakat petrol fiyatlarının da eksiye geçmesi sonrasında sanırım bunu aşağıdaki gibi bir şey yaşamamak adına yapamayacağım:

-“Çocuklar, bizim zamanımızda tahvil faizleri eksiye geçti, sonrasında petrolde bir satış geldi, bir satış geldi, adamlar ellerindeki petrolden kurtulmak için üzerine $40 teklif ettiler, ben almadım”

-“Off dede ya, senin ilacının dozunu mu artırdılar yine? Ne saçma hikayeler bunlar. Allah bilir o dönemde insanlar kendi saçlarını da kendileri kesmeye başladılar, boyasız, fönsüz saçlar aldı yürüdü, saç modelleri 1980’lerden sonraki en kötü dönemini yaşadı filan da dersin sen”…

Petrol piyasası hakkında uzun uzadıya analiz yapacak bir durum yok aslında, hikâye oldukça bilindik, aktörler aynı, sadece sonuç aşırı… Hem salgın nedeniyle üretim çarklarının küresel ölçekte durması, hem de Suudi-Rus fiyat savaşı bir süredir petrol fiyatını aşağı çekiyordu. Özellikle Trump’ın savaşa müdahil olup, bir uzlaşma zemini hazırlaması sonrasında ise, petrolde bir miktar düzeltme beklentisi güçleniyordu. İşte hem düşük fiyatları stok yapmak için kullanan yatırımcılar, hem de bu düzeltme beklentisi ile alınan pozisyonlar, vadeli piyasada son işlem günü yaklaştıkça huzursuzluk yaratmaya başladı. Petrolü fiziksel teslim alıp taşımaya devam etseniz, bunu depolayacak yer sıkıntısı var. Hesaplamalara göre Mayıs ayı başı gibi, daha fazla depolama yapacak tesis kalmayacak. Bu yüzden de Pazartesi akşamı tarihi bir panik ile Mayıs vadeli Batı Teksas tipi petrol fiyatında -$40 gördük. Diğer vadelerde, ya da Türkiye’yi ilgilendiren asıl petrol tipi olan Brent’te ise böyle eksi fiyatlar yok. Haziran vadeli sözleşmelerde uzlaşma tarihi yaklaştıkça benzer bir olay gene görülebilir elbette. Çünkü petrol fiyatını önemli ölçüde yükseltecek tek şey gerçekten Haziran sonrasında ekonomilerde hızlı bir toparlanma olması, petrol talebinin artması. Ya da arzın planlı değil de ani bir şok neticesinde bir anda daralması. Bu senaryolardan ilki piyasalar için iyi, diğeri kötü haber. Petrol fiyatının neden bu kadar düştüğü kadar, vakti geldiğinde neden yükseldiğini de anlamamız gerek.

Şu anki düşüşün piyasaya yansıması pek hayırlı değil: Enerji şirketi hisseleri, petrol ihracatçısı ülke varlıkları doğrudan satış baskısı altında. Ancak bunun başka bacakları da var. Petrol ile birlikte genel olarak tüm emtia fiyatlarında baskı var, bu da bir çok gelişen ülkeden daha fazla fon çıkışı, daha yüksek oranlı değer kayıpları demek. Bizim gibi petrol ithalatçısı ülkeler açısından da hesap öyle basit değil: Düşük fiyat, daha az petrodoların piyasaya çıkması demek. Bu da yine risk iştahı kanalından tüm gelişen ülkelere olumsuz yansır. Evet, Türkiye’de yabancı yatırımcı pek kalmadı, bu yüzden görece az hasarla bu süreci atlatırız diyoruz, ama bu kez de bu olayların yüklü dış borç ödeme takvimimizin olduğu aylara denk gelmesi tatsız. TL’deki baskının önemli bir kısmını buna atfedebiliriz.

Madem başladık, Türkiye ile devam edelim… Yukarıda bahsettiğim karışık tablo, bizde de karışık bir ortam yarattı. Ancak bunun bir kısmını hafta sonu BDDK’nın açıkladığı yeni düzenlemeye bağlamamız gerek. Yanda formülü görüyorsunuz, buna göre bankalar için bu oran %100’ün altına düşmeyecek. Sektör için bu oran %100’ün çok az altında, yani hızlıca bu oran tutturulabilir. Ancak bundan sonrasında, oranın %100 olarak kalması için bankaların tercihleri değişecek, bu tercihler de piyasaları etkileyecek.

Öncelikle formülün mantığı temelde basit: Bankalar topladıkları mevduatı ya kredi olarak verecekler, ya devlet tahvili satın alacaklar, ya da TCMB ile swap yapacaklar. Bu aslında mevcut durumdan farklı bir şey değil, ama bu kez bir alt sınır koyulması olayı farklı kılıyor. Eğer bir banka kredi verme konusunda isteksiz ise bu durumda TL mevduat ile devlet tahvili satın alacak, ancak 100 TL’lik mevduatın hepsi ile tahvil alsa dahi bu 75 TL sayılacak (Bu noktada teknik bir ayrıntı: Mevduatın bir kısmı TCMB’de zorunlu karşılık olarak tutulmak zorunda, bu yüzden kredi verilebilecek ya da tahvil alınabilecek rakam bunun çok daha altında). Benzer bir ayarlama, döviz mevduatlar için de geçerli: Döviz mevduatın paydadaki ağırlığı yüksek, pay kısmındaki ağırlığı ise %50 olarak belirlenmiş. Bu durumda bankalar açısından döviz mevduat toplamak, oranı tutturmayı zorlaştıracağı için bundan sonra DTH faizlerinde rekabetin önü kesilecek. Bunun Türkçesi, DTH faizleri büyük olasılıkla düşecek.

TL tarafında ise bankalar likit kalıp repoda ya da bankalar arası depo piyasasında tuttukları fonları bundan sonra tahvil piyasasında değerlendirecekler. Bu da tahvil faizlerinin düşmesi demek... Son dönemde TL’deki değer kaybı ile yükselen tahvil faizlerinin kararın hemen ertesi günü 2 puandan fazla düşmesinin sebebi bu. Bu noktada TCMB’nin de faiz indirimi konusunda belki biraz daha rahat davranacağını iddia edebiliriz. Yine de burada artık ana etkenin enflasyon görünümü, beklentiler, reel faiz hesabı değil, TL’nin seyri olacağını dikkate almamız lazım. Son olarak, “bankalar daha çok kredi verecekler mi” sorusuna yanıt açık: Evet. Bu yüzden de TL mevduatına olan ihtiyaç artacak,bu da TL mevduat faizlerinin TCMB faizine göre daha yüksek kalmaya devam etmesi demek. Bu durum TL’yi etkiler mi derseniz, yukarıda bahsettiğim gibi çok daha büyük sorunlar varken, aktif rasyosundan TL yorumu yapmak inanın çok zorlama olacak, ama en azından artan TL ihtiyacı, bankaların swap ile TCMB’ye daha çok döviz verme isteği derken TL açısından olumlu bile olabilir. Tekrarlıyorum ama, dünyada tuhaf şeyler olurken, bu yazdığım tam bir “kitap” yorumu… Ve biz artık Kansas’ta değiliz!

Oz Büyücüsü’nde ana fikir aslında Dorothy’nin varmak istediği yer değildir, önemli olan yolculuğun kendisidir…Bu yolculuk boyunca Dorothy ve arkadaşları yaşadıklarından dersler çıkarır, yeni şeyler öğrenir, değişirler. Çünkü “Kansas’ta olmamak” aslında konfor alanımızdan çıkmaktır, yeni şeyler öğrenmeye, şaşırmaya hazır olmak demektir. Hayatta kalmayı öğrenmektir. Hayat her zaman tahmin edilebilir değildir, en iyi hazırlanmış planlar bile bir anda çöp olabilir. Değişimleri kabullenip yolumuza devam edeceğiz…

Tufan Cömert Koordinator Araştırma ve Yatırım Danışmanlığı

 

 

 

 

KISACA

Dorothy, Oz diyarında türlü maceralara atılır, çeşitli olaylar yaşar, kendini aşar, ama inanın o Dorothy’yi bugün alıp ekran başına koysanız, “al şu parayı, 3 günlük bir strateji çiz, 3 gün sonra gel bana hesap ver” deseniz, Dorothy’yi bir daha göremezsiniz bile... Biz Kansas’ı filan geride bırakalı, hatta Güneş Sistemi’ni terk edeli bayağı bir zaman oldu. Her gün yeni bir heyecan yaşadığımız, her gün bildiklerimizi şaşırdığımız, onca yıllık eğitimimizin ne işe yaradığını sorguladığımız bir dönemdeyiz. Dorothy kim, Kansas nerede, Oz neresi, tanımayız…

İlgili Ürünler

XU100 ----
-
-
-

Haber Etiketleri